Haber sektörü Facebook’ta varlığını nasıl sürdürür?

Martin Lindstrom Ortak cepheyi oluşturan beş haber kuruluşunun yapması gereken sadece bir hareket var: Ücretsiz haber yayınlamamak.
Facebook, kısa süre önce “tüm ABD’de yayıncılarının içerik sayfalarını ve haberlerini Facebook’la paylaşmaya ikna etmek ümidiyle bir “dinleme turu” hazırladı. Fikrin amacı, haber sayfalarının sosyal medya ortamının mobil kısmı içinde varlığını sürdürmesiydi. Facebook, 1,4 milyar kullanıcı ile dünyanın en büyük platformunu oluşturduğu için, bu girişiminin haber ulaştırmanın geleceğini tam olarak tarif ettiğini söylemeye bile gerek yok. Ancak bu durum yayıncıların çoğunu dehşete düşürdü. Bu sırada markalar dünyasında daha farklı bir his yaşıyordu: Bir Déjà vu. “Özel markalı ürünler”. Ürünlerinizi bize mümkün olduğu kadar ucuza satın. Buna karşılık biz de bunlara kendi marka ismimizi koyalım ve mağazalarımızda satalım. Bir ihtimal sizden gelişigüzel bir biçimde bahsedebiliriz. Süpermarketler kendi adlarını taşıyan markalı ürünleri sever, çünkü böylelikle tüketici sadakatini kendi bahçelerine aktarmayı başarırlar. İmalatçılar ise bu durumdan nefret eder, çünkü kendilerini tüm tüketici sadakatinden mahrum bırakmış olurlar. Ve bu durum onlara rekabet edebilecekleri sadece bir strateji bırakır: Fiyat!
Bunun haberle ne ilgisi var diyebilirsiniz... Peki, en son ne zaman bir gazete aldığınızı düşünün. Muhtemelen hatırlamayacaksınız. Demek ki epey uzun zaman geçmiş. Kendi adıma konuşmam gerekirse, bir makale okumak için ödeme yapmam gerektiğinde kredi kartımın numarasını yazmaktan kaçınmak benim için bir klasik haline geldi. Tıpkı sizin gibi, ücretsiz New York Times’ı seviyorum, ama sistem kotamın dolduğunu söylediği zaman, kredi kartımı elime almıyorum. Bunun yerine başka bir browser açarak başka makaleleri taramaya başlıyorum. Eminim ki siz de benzer davranışlarda bulunuyorsunuz. Biraz da müzik sektörüne bir göz atalım. Wall Street Journal’a göre ABD’de müzik kayıtlarının satışları, 2000 yılında çıktığı zirvenin yaklaşık yüzde 50 altına düştü. Amerika’nın RIS’ine göre, 2014’ün ilk yarısında single ve albüm in- dirilmesinden elde edilen gelir, sırasıyla yüzde 11 ve yüzde 14 azaldı; Apple’ın iTunes Store’unda müzik satışları yılbaşından bu yana yüzde 13 düştü.
Müzik yayını (streaming) bu savaşta galip gibi görünüyor çünkü bu yılın ilk altı ayında yüzde 28 oranında büyüme gösterdi. Apple’ın Beats Music’i, ayda 10 dolar üyelik streaming servisi ile birlikte neden satın aldığını merak ediyorsanız, cevabı budur. Dolayısıyla, müzik yayını dünyasında yine özel marka dinamikleri üzerinde fiyat savaşı olduğu doğrudur. 1980’lerde, Alplerin uzak bir yerin- de, dünyaca ünlü İsviçre saat imalatı sektörü, günümüzde müzik ve haber sektörlerinin karşılaştığına benzer bir krizle karşılaştı. İsviçre ilk ticari kuartzlı kol saatini çıkarmış olmakla birlikte, potansiyelini görme konusunda geç kalmıştı. Fikri kapıp kaçan, Japonlar oldu. Bir yıl içinde, analog saat sektörünün yüzde 66’sı ölmüştü. Peki, İsviçreli saat imalatçılarının tepkisi ne oldu? Elbette paniğe kapıldılar! Ancak panikleri yatışınca, şaşırtıcı bir şey yaptılar. İsviçre saat sektörünün bütün büyük oyuncuları S-W-A-T-C-H adlı bir operasyon başlatmak için bir araya geldi. Plastik saatler 1983’te ortaya çıktı. İsviçre zamanı modaya, modayı da kuartz teknolojisine karşı başarılı bir silaha çevirdi. Günümüzde İsviçre saat sektörü dünyadaki saat imalatçılarından neredeyse hepsine içerik sunuyor. Rolex’in bazı parçalarının bile Swatch’dan temin edildiğine ilişkin dedikodular duyuyorum. Peki, İsviçreliler bir araya gelmeyi istemeseler veya beceremeseler ne olurdu? Bütün sektör bir gecede yok olup giderdi! Öyleyse haber sektörünün çözümü de bir araya gelerek halledilecek kadar kolay olabilir mi? Haydi, İsviçre yaklaşımını yeniden devreye sokalım, haber sektörünü de deney hayvanımız olarak kullanalım. Tüm haber sektörünün bir araya geldiğini düşünün. Bu kolay iş değildir, ama imkânsız da değildir, hele bütün sektörün çöküşün eşiğinde olduğu düşünülürse. Rastgele çiziktirilen hesaplara dayanarak, önde gelen beş medya şirketi güçlerini birleştirirse, orijinal içerikli haberlerin yüzde 80’inin bu ortaklığa ait olabileceği sonucunu çıkardım.
Ortak cepheyi oluşturan beş haber kuruluşunun yapması gereken sadece bir hareket var: Ücretsiz haber yayınlamamak. Sonuç: Google News’a artık ücretsiz haber vermemek. Facebook’a ücretsiz haber sağlamamak. Haberi istiyorsanız, satın almak zorundasınız. Elbette, başka yollardan ücretsiz haber edinmek için yapılan yaratıcı girişimler olacaktır. Ama çok geçmeden tüketiciler haberlerin - aynen diğer ürünler de olduğu gibi- üretilmesinin bir maliyeti olduğunu hatırlayacaktır. Örneğin İskandinavya bu prensibi benimsedi. Haber kuruluşları bir araya geldiler ve “ücretsiz haber” düğmesi kaldırıldı. Bir gecede, oyunun değişebildiğini gördüler. Bu, bütün problemi çözmeyecektir elbette. İnternet dünyasının parasallaştırılması halen bir tehlike olmaya devam ediyor. Ama uzun süredir ilk kez, haber kuruluşları kendilerini sürücü koltuğunda buluyorlar. Tabii ki zaman ilerlemeye devam ediyor. AOL ve Yahoo haber makinelerini devreye soktular bile, Katie Couric benzerlerini işe alarak ve editörlük bölümlerine Huffington Post’dan bir doz enjekte ederek gerçek medya havası yaratmaya çalışıyorlar. Ama bu "internet medya satış mağazaları"nın gerçekten haber üretmeye başlamak için epeyce yol almaları gerekli. İsviçre zamanı geri döndürmenin mümkün olduğunu gösterdi. Şimdi bakalım medya sektörü, haberi tekrar Pandora’nın kutusuna koymayı başarabilecek mi?
 Anasayfa'ya Dön

YORUM YAZIN

Max. 255 karakter girebilirsiniz

Yorumunuz Alınıyor

Boş Yorum Gönderemezsiniz

YORUMLAR

Hiç Yorum Yok

BENZER HABERLER