Darbeye karşı teknoloji ve iletişimin gücü

Serhat Ayan İletişim toplumu olma yolunda önemli adımlar atıyoruz ve elimizde de olabilmek için hemen her tür imkan mevcut. Ama bu imkanların kötü ya da yanlış kullanılması durumunda gerçekten çok kötü bir noktaya da gidebiliriz. Bir Cuma akşamı, saat 22:00 civarında telefondan arayan tanıdıklar, Ankara üstünde uçaklar uçtuğunu, köprüde askerlerin beklediğini, muhtemelen darbe yapılmakta olduğunu söyleyince “haydi canım sen de” diyerek telefonu kapattım. Kesinlikle inanmadım. Çünkü darbe, tüm söylentilere rağmen gündemde olan bir şey değildi ve özellikle sosyal medyada çıkan söylentilerin ne kadar asılsız olabileceğini hepimiz biliyorduk. Kesinlikle bir darbe olduğunu anladığımızda gündemden oldukça geride kalmıştık. Bunu doğrulamak hiç de kolay olmadı. Bu yüzden gerek sizlerle gerekse devlet büyükleriyle böylesi büyük kriz zamanlarında gerek iletişim gerekse teknolojik olarak yapılması gereken şeyleri “mutlak tartışılmalı” konu başlığıyla masaya yatırmak istiyorum. Screen Shot 2016-07-26 at 14.36.46Darbe zamanlarında en önemli etkinlik; kitle iletişimi Olayı ilk öğrendiğimizde, çevremizdekilerle konuştuğumuzda hükümet yanlısı ya da karşıtı hiç kimse bu olayı ülkeye yakıştıramadı. İnsanları inandıramıyordum devlet yetkililerinin ilk ağızdan bu konuda açıklama yaptıklarına. Herkes, terörist bir faaliyettir asker o yüzden önlem almıştır diyordu. Ajanslar birkaç satırlık ön bilgiler geçmişti ancak bunları halka iletmek kesinlikle mümkün olmuyordu. Darbe zamanlarında yapılması gereken birinci sıradaki etkinliği ve tartışma konusunu kitle iletişimi olarak yazmamız gerekiyor.   Söylemler netlik taşımalı Türkiye’de kitleler oldukça dağınık bir coğrafyada, günün saatlerinde iletişim araçlarından uzakta olabiliyor. Bizim öncelikle halkı birinci ağızdan bilgilendirmenin yollarını belki de “icat etmemiz” gerekiyor. Ben bu kitle iletişim aracının yolunun mobil iletişim olmasından yanayım. Ama bunun belli bir dil sadeliğinde ve anlaşılabilir olması gerekiyor. Başbakan Binali Yıldırım’ın dile getirdiği “kalkışma” kelimesi, TDK anlamına (isyan, ayaklanma, kıyam) baktığımızda yapılan işi mükemmel anlatıyor. Ne var ki benim şahsım adına yaşadığım tecrübe, halkın bunu anlamadığı yönünde oldu. İnsanlar “darbe değilmiş kalkışmaymış” diyerek derin bir oh çektiler ve neredeyse günlük hayatlarına devam etmeye çalıştılar. Demek ki iletişim anlamında bazı şeyleri daha yüksek netlikte söylemekte büyük fayda var. screen shot 2016-07-15 at 2.31.56 pm Canlı ve görüntülü konuşmanın taşıdığı risk Gelelim mesajın insanlara ulaştırılması çalışmalarına: Artık hepimizin ezbere bildiği gibi Cumhurbaşkanı ve Başbakan, telefondan canlı ve görüntülü görüşme teknolojisiyle televizyonlara bağlandılar ve neler olup bittiğini anlattılar. Bu, halka ulaşma bakış açısıyla çok önemli bir adım olmasına karşın oldukça büyük bir riskti. Nedeni çok basit: Eğer darbe yapmaya hazırlanan kitle GSM operatörlerinin kadrolarının içine sızmış ya da cebren ele geçirmiş olsaydı, devletin en üst düzey kademesindeki yöneticilerinin yerlerini neredeyse metreler seviyesinde belirleyebilir ve kapsamlı saldırılar yapabilirdi. Bu bakış açısıyla bizi ve devlet büyüklerini Allah korudu dersek yanlış söylemiş olmayız. Kriz ortamları için bir mekanizma oluşturulmalı Bu iletişimin devlet büyükleri için daha risksiz yapılması için getirdiğim öneri ise çok basit aslında: Devlet, iktidar partisi ve hatta muhalefet böylesi kriz ortamları için bir mekanizma oluşturabilir: Bu mekanizmanın içinde, ama akıllı telefonlarla ama ona yakın metodlarla yetkililerin kendi videolarını çekmesi mümkün olabilir. Bu kişiler çektiği videoların linklerini başta kitle iletişim araçları olmak üzere tüm vatandaşlarla SMS ya da MMS gibi teknolojiler yoluyla dağıtabilirler. Böylece belli izleyici kitlesi olan kanallar yerine herkese demokratik bir biçimde ulaşmış olur kesinliği olan bilgi. Bugünün dünyasını incelediğimizde karşımıza çıkan şey şu: İnsanlar televizyonu daha az seyrediyor ancak hemen herkesin elinde telefon var, telefonların giderek artan çoğunluğu da film göstermeyi mümkün hale getirecek kadar akıllı... Eminim ki GSM operatörleri böylesi bir çalışmayı günler mertebesinde hayata geçirip devletin ve partilerin ilgili kanallarına sunabilirler. Televizyon kanallarının da atması gereken adımlar var: CNNTürk televizyonunda o geceyi anlatan açıklamaları incelediğimizde satır aralarında kaynayan bazı önemli bilgiler var: Cumhurbaşkanı ile görüntülü görüşme yapacak olan muhabire Skype uygulaması olup olmadığı soruluyor. Telefonda böyle bir uygulama yok. Saliselerin dahi son derece değerli olduğu o anlarda ilgili kişilerin telefonlarına bunu yüklemesini beklemek saflık olur. Eğer sunucunun telefonu ve cumhurbaşkanı danışmanlarınınki şans eseri Apple olmasaydı belki de bu önemli görüşme yapılamayabilirdi bile... Kanalların böylesi durumları için önceden yapılmış yedek planları olmalı. Farklı uygulamaların bulunduğu farklı işletim sistemine sahip ve genel yayın sistemiyle buluşturabildikleri telefonları bir kenarda yedeklemeliler. Amatörce kameraya çevirdikleri ve yaka mikrofonlarını uzattıkları telefonlar yerine iyi bir bağlantı ve kablo sistemiyle en temiz görüntüyü sesin hiçbir tonunu atlamadıkları cihazlar alabilirler. Bunların maliyeti de gerçekten bir masa veya sandalye yatırımından çok da yüksek olmayacaktır. Günlük sıradan haber için de hayat kurtarabilecek bu yatırımı her kanalın yapabilecek maddi ve bilgi birikimi yeterliliğinde olduğuna eminim. Tabi ki kanal personelinin eğitilmesi de önemli. Kanalların bu öneriyi değerlendireceğine eminim. Darbe 4Engellemelerin önüne geçilmeli Gelelim böylesi kriz durumlarında sahip olmamız gereken altyapı yatırımlarına: Özellikle internet, televizyon ve GSM gibi son derece kritik varlıkların kimse tarafından kolayca engellenemiyor olması lazım. Bu gibi yapıların en az birkaç yerde yedeklenmesi şart. Televizyonlardan başlayalım: Eğer kötü niyetli kişiler televizyonların stüdyolarını basıyorlarsa tek bir düğme ile yayının bir başka stüdyoya alınması ve oradan kanalın kendi politikası dahilinde devam edebilmesi gerekiyor: Örneğin bir asker TRT Ankara stüdyosunu bastı ve oradakilere cebren bir şey okutmaya mı çalışıyor... Hemen yayın kesilmeli. Çünkü kimseyi olduğundan daha büyük göstermek, onların propagandasını yapmak  istemeyiz. Yayın tek bir düğmeyle İstanbul gibi daha güvenli bir merkeze aktarılmalı ve gerçekler oradan tüm çıplaklığıyla verilmeye devam edilmeli. Küçük bir askeri grup CNNTürk’ün İstanbul stüdyolarına mı girdi? Hemen Ankara stüdyolarına bağlanıp yayın oradan devam etmeli, kimse saatlerce boş stüdyoyu seyretmek zorunda kalmamalı. Kriz ortamlarına karşı yeni bir yapılanma Televizyonlardan GSM ve internet tarafına bakacak olursak... Yapılanlar gösterdi ki böylesi durumlarda iletişim karartılmaya çalışılıyor. İletişim asla ve kat’a kesilemeyecek şekilde tasarlanmalı. Şu andaki internet altyapımızda devlet interneti kesebilme veya yavaşlatabilme gibi imkanlara sahip. Devlet bunu kendi bakış açısıyla doğru zaman ve yerlerde kullanıyor olabilir. Ancak kesebilme olayının tek bir elde tutulması, özellikle yaşadığımız kriz anları için çok tehlikeli. Eğer kalkışmacı grup internet iletişimini kesseydi, tüm televizyonlar, gazeteler, radyolar, internet haber siteleri, devlet yetkilileri, polis, istihbarat teşkilatı, kısacası tüm halkımız iletişimden yoksun kalabilirdi. Bırakın bunun bir gün boyunca olmasını, saatler mertebesinde gerçekleşmesi bile ülkeyi çok büyük bir panik ortamına sürükleyebilirdi. O yüzden lütfen mevcut durumumuzu bir kez daha değerlendirip yeniden yapılanmayı gündeme getirmeliyiz. Hatta kriz ortamlarında internetin ne kadar çok iş gördüğünü anladığımızdan her büyük olaydan sonra sosyal medya araçlarının yavaşlatılmaması gerektiğini de bir kez daha anlamamız lazım. Teknolojik kurumlar sınavı geçti Bu noktaya kadar hep daha farklı neler olmalıydı sorunsalını masaya yatırdık. Bu noktada bir teşekkür bölümünü mutlaka açmalıyız diye düşünüyorum: GSM operatörleri belki de son yıllarda tüm dünyaya örnek olabilecek bir çalışma gösterdi. Bastığımız her numarayı arayıp konuşabildik. Tarayıcıya yazdığımız her internet sitesine kesintisiz ve hızlı bir biçimde girdik. Şirketler bu tip verileri paylaşmaktan kaçındılar ama ben çevremde yaşadıklarımdan gördüm ki insanlarımız haftalarca hazırlık yapılan bayram gibi özel günler kadar çok konuşma yaptı, kotalarını bitirircesine girdi internete. O anda yaşanan kesintiler için kimse GSM şirketlerini suçlamazdı. Çünkü yaşananlar “mücbir sebep” veya “olağanüstü hal” kavramının sözlük karşılığıydı adeta. O saatte yaşanacak bir kesinti için kim Turkcell, Vodafone veya Türk Telekom’a bir şey diyebilirdi ki?.. Ancak görünen o ki sonradan duyduğumuz operatör baskınlarına rağmen şirketlerin en üst düzeyinden en altına kadar tüm çalışanları insanüstü bir çaba sarfetti. Ülkemin teknoloji tarafında hizmet veren kurumlarının kriz yönetimi konusunda verdiği bu büyük ve başarılı sınav benim içimi rahatlatıyor. Kendi adıma onlara teşekkürü bir borç biliyorum. darbe 11İletişimde halka düşen görevler Peki halkımız bu iletişimin neresinde? Onu da masaya yatırmak gerekiyor. Halkımız sokaklara çıktı ve tankların üstüne vurulup ölme pahasına tırmandı. Ölen onlarca, yüzlerce kişinin hakkını ödememiz imkansız. Ancak geriye kalan milyonlarca insanın yapması gereken çok önemli bir şey vardı ki bunu yapmakta gerçekten zorluk çektik: Biz halk olarak itidalli bir biçimde çevremizde olan olayları aktarmayı, gerçekleşen şeyleri kendi bilgi birikimimiz ve araştırmalarımızla harmanlayarak doğru veri haline dönüştürmeyi beceremedik. Kanaat önderlerimiz biraz kof çıktı. Aslında kanaat önderleri tanımında bir yanlışlık var bizim ülkemizde: Biz çok takipçisi olan insanları kanaat önderi olarak algılama eğilimindeyiz. Biz sanıyoruz ki türlü şakalar ve kedili resim paylaşımları insanları kanaat önderi yapıyor. Biz derken, bunun içine kendimi çok fazla katmıyorum, genelde şirketler, sosyal medya ajansları ve türlü sosyal medya guruları bu eğilimde. Oysa kanaat önderi tamlamasının çok iyi belirttiği gibi bu tip kişiliklerin iki olmazsa olmazı var: Birincisi önder olabilmeleri, ikincisi ama en önemlisi bir kanaatinin olması. Kanaat önderlerinin toplumları fikirleriyle peşinden sürüklemesi gerekiyor. Yönlendirmesi, düşmeye yatkın olduğu hatalardan toplumu kurtarması da çok önemli. Özellikle yaşadığımız darbe girişimi gibi zamanlarda kanaat önderlerinin toplumu bir bakış açısıyla yoğurması gerekiyor. Bizim iktidar harika, devlet büyüklerimiz şahane, ötekiler çok kötü diye değil. Toplumu içine düştüğü evrensel yanlışlardan kurtarsa en büyük katkıyı vermiş olurlar aslında... Düşünün bir kere tepemizden ses hızını aşan uçaklar geçiyor. Her fiziğin ilgili kuramlarını okumuş insanın bildiği gibi korkutucu bir ses çıkıyor. Bu sesin ardından toplum ciddi bir paniğe kapılıyor. Her paniğe kapılmış, okumayı ve araştırmayı sevmeyen, bir anda gereksiz bilgileri ortaya yayma cesaretine sahip insanlar gibi bizimkiler bir anda “Alibeyköy barajını bombalamışlar”dan başlayıp “atom bombası atmışlar”a kadar uzanan şeyler söylüyor. İşte bu noktada bunun bir fizik kuralı olduğunu söyleyip halkı panikten bir nebze olsun uzaklaştıran insanlara kanaat önderi diyoruz. Onlara böylesi panik anlarında sosyal medyayı nasıl kullanmaları gerektiğini söyleyen somut veriyi çöp bilgiden ayıran, herkese yol açan akil sosyal medya kullanıcıları olmalı kanaat önderi. darbe 6Sosyal medyanın taşıdığı önem Peki sosyal medya kullanıcıları ne olmalı? İşte işler burada biraz daha çetrefilli bir hale geliyor: İnsanlarda benim tam olarak sebebini bilemediğim bir paylaşma güdüsü var. Mesela gazetede Fenerbahçe şu adamı transfer ediyormuş diye bir haber çıktığında kolay kolay inanmaz bizim insanımız. “Hele bir Kamu Aydınlatma Platformu açıklaması gelsin ondan sonra inanırım” der. Tarkan’ın yeni albümü çıkıyormuş haberi çıktığında birkaç yerden bunu doğrulatmaya çalışır. Akşamki maçın hakemi yanlış karar verdiğinde gider hakemin sosyal medya hesabını bulur, onunla iletişime geçmeye çalışır, hatta verir veriştirir adama. Hakem yanlışlıkla buna cevap verirse yazdıklarını silmesinden korkar ve bunların özene bezene ekran görüntüsünü alır. Ama her nedense iş ülkeyi ilgilendiren ciddi mevzulara gelince tek hücreli canlılarla yarışmaya başlar zekası. Önüne gelen her bilgiyi paylaşır, sağındaki solundakinin söylediği her şeye inanır ve kendisine bu bilgilerin yanlış olduğunu söylediğinizde bir de size atarlanır kavga çıkarır. Oysa yapılması gereken şey çok basit: Bir bilgi geldiğinde bu bilginin kaynağına bakacak o kadar. Eğer bu kaynak ulusal bir gazete ya da ajanssa güvenecek. Yok eğer bizzat o olayı yaşadığını iddia eden biriyse mümkün olduğu kadar tereddüt edecek. Eğer yeteri kadar internet ve sosyal medya bilgisi varsa bu bilgiyi teyid etmeye çalışacak. Mesela Google’ın resim arama motorunu kullanacak ve bu resim Mısır’daki olaylarda çekilmiş bir şey mi diye bakacak. Bir tankın paletleriyle bir insanın üstünden geçtiğinde onun sırtında iz mi bırakacağını yoksa onu atomlarına mı ayıracağını düşünecek kadar zeki olacak. Bunları yapmak için gerçekten de uzay teknolojisi gerekmiyor. darbe 1Empati kurmayı unutmamak gerekli Velev ki bir tank bir insanın üstünden geçti ve onun korkunç bir görüntüsü var. Veya havaalanı saldırısında bombalanan bir adamın veya adliye baskınında kafasına silah dayanmış bir savcının resmi... Bunların gerçek olduğunu düşünelim... Yine de paylaşmayacak bunu. O resim ya da filmdekilerin ailesiyle empati yapacak. Mesela bu şekilde ölmüş bir akrabanızın resmini o kişinin annesine kendiniz göstermek ister miydiniz? O sırada orada olmak ister miydiniz? Biz buna empati yapmak, duygudaş olmak diyoruz. Tamam bir olalım, iri olalım, diri olalım. Ama zeki olmayı, başkalarının acılarını paylaşmayı da unutmayalım. Medyayı sürekli olarak sorumsuz davranmakla eleştiriyoruz ve bu eleştiriler sırasında kesinlikle kantarın topuzuyla ilgilenmiyor, vuruyor da vuruyoruz. Ama bizim bulunduğumuz ortam da sosyal medya. Sonuçta orası da bir medya ve biz o medyanın dişlilerinin parçalarıyız. Eleştirdiklerimiz gibi olmamamız gerekiyor eğer gerçekten samimiysek. En basitinden eleştirdiklerimiz gibi davranmamamız gerekiyor. Hatalardan ders çıkarılmalı Son olarak şunu söyleyelim: Darbeler her ne kadar üstünde uzun süre çalışılmış ve planlanmış etkinlikler olsa da değişkeni çok fazla. Açın, başladığı günden bu yana yazılmış haberleri okuyun: Bir askerin diğer darbecilere isyanı, bir yaşlı adamın tanka doğru yürümesi, bir TV muhabirinin akıl edip Cumhurbaşkanı’nı görüntülü araması, bir darbecinin yanlış binaya girmesi yapılan her şeyi altüst edebiliyor. Bu yüzden üstünde ne kadar çalışmış olursanız olun, karşısında ya da yanında olun, böylesi durumlarda birçok şey spontane olarak gerçekleştiriliyor. O yüzden de her şey olup bittikten sonra geçmişe bakarak “Şunu niye böyle yaptın öteki türlü yapaydın ya” şeklinde akıl vermek çok kolay. Ben de bir bakış açısıyla bunu yapıyor olabilirim. Ancak bizim milletçe geçmişteki hatalardan ders çıkaramama gibi çok kötü bir huyumuz var. Ben elimden geldiği kadar aynı hataların tekrarlanmasından kaçınılması için minik öneriler vermeye çalıştım. İletişim toplumu olma yolunda önemli adımlar atıyoruz ve elimizde de olabilmek için hemen her tür imkan mevcut. Ama bu imkanların kötü ya da yanlış kullanılması durumunda gerçekten çok kötü bir noktaya da gidebiliriz. Başbakan Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanı olduğu yıllarda söylediği gibi: Bir bıçak bir katilin elinde öldürücü bir silah olabilir ama bir doktorun elinde hayat da kurtarır. Lütfen şu teknoloji ve iletişimi adam gibi kullanalım... AYRICA:  Türkiye’de kitleler oldukça dağınık bir coğrafyada, günün saatlerinde iletişim araçlarından uzakta olabiliyor. Bizim öncelikle halkı birinci ağızdan bilgilendirmenin yollarını belki de “icat etmemiz” gerekiyor.  Kanalların böylesi durumları için önceden yapılmış yedek planları olmalı. Farklı uygulamaların bulunduğu farklı işletim sistemine sahip ve genel yayın sistemiyle buluşturabildikleri telefonları bir kenarda yedeklemeliler.  Özellikle yaşadığımız darbe girişimi gibi zamanlarda kanaat önderlerinin toplumu bir bakış açısıyla yoğurması gerekiyor. Bizim iktidar harika, devlet büyüklerimiz şahane, ötekiler çok kötü diye değil. Toplumu içine düştüğü evrensel yanlışlardan kurtarsa en büyük katkıyı vermiş olurlar aslında...  Tamam bir olalım, iri olalım, diri olalım. Ama zeki olmayı, başkalarının acılarını paylaşmayı da unutmayalım.
 Anasayfa'ya Dön

YORUM YAZIN

Max. 255 karakter girebilirsiniz

Yorumunuz Alınıyor

Boş Yorum Gönderemezsiniz

YORUMLAR

Hiç Yorum Yok

BENZER HABERLER