Donald Trump’ın zaferi sonrası

Xsights Araştırma ve Danışmanlık Genel Müdürü 

ÇİĞDEM PENN

Başkan olarak Donald Trump’ın zaferi bize, oy verme davranışını öngörmek ya da etkilemenin daha zor olacağı bir döneme girdiğimizi işaret ediyor.

Donald Trump’ın Zaferi’nden sonra hiçbir şey aynı olmayacak gibi duruyor; özellikle de biz pazar araştırmacıları için. Amerikan seçimlerini ünlü www.Fivethirtyeight.com’un direktörü, “Gürültü ve Sinyal” kitabının yazarı Nate Silver da dahil olmak üzere doğru olarak tahmin eden bir araştırma şirketi olmadı. Bu son seçimler, oy kullanma davranışını tahmin etmede Silver’ın da kullandığı klasik görüşme yöntemlerine güvenilemeyeceğini kanıtlarken, Yapay Zeka ve Sosyal Medya Dinleme ile online araştırmaya yönelmenin vaktinin geldiğini bir kere daha hatırlattı. Nitekim, Trump’ın zaferini doğru bir şekilde öngören birkaç şirketten biri de Hintli bir start-up, Genic.ai oldu. Genic.ai’nin kurucusu Sanjiv Rai, Google, Facebook ve Twitter gibi kamusal platformlardan 20 milyon veriyi (diğer herhangi bir siyasi araştırmaya göre önemli ölçüde daha büyük bir örneklem) analiz ederek, başlangıçta ana akım medya tarafından ciddiye alınmayan ama sonunda doğru çıkan tahminlerde bulundu.

Rai’in tahminlerinin ciddiye alınmamasının sebebi, metodolojik yaklaşımından öte, ana akım medyanın Donald Trump’ın kendisini ciddiye almamasıydı. Ana akım medyanın bu tutumu karşısında, Donald Trump, ‘Twitter’ hesabı yoluyla seçmenlere doğrudan dokunan ilk Amerikan başkan adayı olarak, Amerikan Başkanları arasındaki yerini almadan önce, medya tarihindeki yerini buldu. Twitter hesabı o kadar büyük önem kazandı ki, seçim kampanyasının sonunda doğru, kampanyayı yürüten Kellyanne Conway, herhangi bir risk almamak adına Trump’a hesabını kullanmasını yasaklamak zorunda kaldı. Clinton’un “Gerçekleri Kontrol Web Sitesi” ise Trump’ın 15 milyon takipçisi olan Twitter hesabına kıyasla ‘kuru’ ve fazlaca ‘doksanlardan’ kaldı. Bu arada, ana akım medyaya göre Trump’ın “sansasyonel’’ yorumları, “niteliksiz” ve korkunç derecede “başkanlığa yakışamayan, “çaylakça’’ tutumlar olarak medyada yer buldu.

Halbuki hem ana akım medyanın hem de araştırmacıların gözden kaçırdıkları ortak nokta, tecrübenin ve teknik uzmanlığın saygı gördüğü günlerin artık geride kalmış olmasıydı. Seçmenler, teknokrasiye saygı duymak bir yana, uzman görüşten nefret eder bir hale geldiler. Günün sonunda, Amerikan orta sınıfı, yeni global düzen sonucunda kurulan endüstriyel süreçler ve gelişmekte olan ekonomilerden gelen rekabet karşısında savunmasız kalmasının müsebbibi olarak ‘teknokratları’ görüp, artan gelir eşitsizliğinden bu ‘elit tabakayı’ sorumlu tutmaktaydı. Önümüzdeki yıllarda uzmanlık ve teknokrasi gibi kavramların yerine düzene meydan okuma, aklından geçeni dilinden sakınmama gibi özelliklerin öne çıktığını, İngiltere’den sonra Amerika’da da gözlemlememiz olası bir hal aldı.

Seçim sonuçlarının gösterdiği gibi, seçmenler korkularına kolay çözümler üreten (duvar örmek gibi), onlarla duygusal bağ kurabilen ve “siyasi olarak doğru” olmaktan çok hesapsız görünen liderleri destekler hale geldiler. Seçmenlerle duygusal bağ kuramayan, seçmenin sorunlarını nasıl ele alacağına dair basit cevaplar sunmayan, onları cepte gören, Başkanlık kampanyası sırasında her zaman Demokratik partiye oy vermesi ile bilinen Pennsylvania, Michigan ve Wisconsin gibi eyaletleri ziyaret etmeye bile tenezzül etmeyen Clinton belki de kaybetmeye baştan mahkumdu… Özellikle de milyarder olmasına rağmen mavi yakalı işçilerin günlük mücadeleleriyle bir boyutta ve göçmenlerin pahasına empati kurmayı başaran Trump’a karşı.

Şimdi geriye baktığımızda, her şey ne kadar da öngörülebilir görünüyor, değil mi? Ancak biz pazar araştırmacıları bu gerçekleri seçim öncesinde görmeliyiz, sonrasında değil. Başkan olarak Donald Trump’ın zaferi bize, oy verme davranışını öngörmek ya da etkilemenin daha zor olacağı bir döneme girdiğimizi işaret ediyor. Ve bir sektör olarak, Amerika’daki bu seçimlerden öğrenmemiz gereken derslerin başında, online araştırmaya, Sosyal Medya Dinlemeye daha fazla yatırım yapmak ve dijital katılımı ölçmenin daha iyi yollarını geliştirmeye daha fazla zaman ayırmak geliyor. Kamuoyunu daha iyi anlamak için araştırma araçlarımızı geliştirmeye devam etmeliyiz. Bilinen klasik yöntemlere sadık kalmamalı ya da teknik bilginin rahatlığında huzur bulmamalıyız (bunun için Clinton’a bakmak yeterli!). Tabii, bir de muhtemelen biraz daha fazla tweet atmalıyız!

 Anasayfa'ya Dön

YORUM YAZIN

Max. 255 karakter girebilirsiniz

Yorumunuz Alınıyor

Boş Yorum Gönderemezsiniz

YORUMLAR

Hiç Yorum Yok

BENZER HABERLER