Modern zamanların sömürü düzeni

SERHAT AYAN İÇERİKÇİLER BESİN ZİNCİRİNİN EN ALT KATMANINDAKİ EN KÜÇÜK BALIKLARDIR. ONLARIN YAPTIĞI İŞİ HERKES YAPABİLİR DİYE DÜŞÜNÜR BESİN ZİNCİRİNİN GÖRELİ OLARAK ÜSTÜNDEKİLER. BUYURGAN OLURLAR. EMİRLER VERİR İŞE KARIŞIRLAR. AMA BELKİ DE BU ONLARIN EN AZ ZARAR VEREN TARAFIDIR.

Dünyada sömürü düzeni dün başlamadı. Birileri her zaman diğerlerinin üstünden para kazandı. Gün geldi bunun en büyük destekçisi olduk gün geldi bunun karşısında durduk. Ama hep vardı sömürü. Bize dediler ki günün birinde teknoloji yaygınlaştığında her şey şeffaflaşacak ve bu sömürü düzeninin sonuna geleceğiz.

Ben buna inandım. Hala da biraz inanıyorum. Ama sömürü sisteminin baş aktörleri ki bunlara ‘sömürgenler’ diyeceğim burdan sonra, kendini gelişen dünya şartlarına adapte etti.

Bu atarlanmanın sebeplerini biraz açmakta fayda var.

On yılı aşkın süredir herkes “İçerik kral” diyor. İçerik üretmek de sanılanın aksine öyle hop denince kağıda dökülen bir şey değil. Vahiy yoluyla gelmiyor içerik. Bir birikim yapmanız ve kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. Sürekli beslenmeniz, belki bilek gücüyle çalışanlar kadar kendinizi hırpalamanız gerekiyor.

Diyelim ki bir internet sitesinde yazılacak bir yazıya ihtiyaç var. Eğer bunlar, “Ali topu at... Tut Oya tut... Oh at ne güzel” gibi yazılarsa şirket içinde yazı yazma heyecanıyla yanıp tutuşan birkaç kişi bunu hallediyor zaten. Ancak olay biraz uzmanlık gerektirdiğinde, bir şeyleri anlayıp satıcılarından daha özlü anlatmak gerektiğinde içerikçi devreye girer.

İçerikçiler besin zincirinin en alt katmanındaki en küçük balıklardır. Onların yaptığı işi herkes yapabilir diye düşünür besin zincirinin göreli olarak üstündekiler. Buyurgan olurlar. Emirler verir işe karışırlar. Ama belki de bu onların en az zarar veren tarafıdır.

İçerikçi aslında sırtından en çok para kazanılan insandır. Bugünün Türkiye’sinde içerikçinin yarattığı değer ile şirketlerin bu içerik için verdiği para arasında beslenen en az iki üç katman vardır. İçerikçi 10 liraya iş yapar. Ara katman, örneğin onu şirkete taşıyan ajans sahibi bunu 50 liraya satar. Ajans sahibinin tek yaptığı iş verici ve alıcı arasında durmaktır. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan çok çalışan içerikçinin 4 katı kazanır.

Aranızda şunu diyenleri duyar gibi oluyorum: “içerikçi kendi değerini yazmış. Hakkı olan parayı almış. Aracının ne kadar kazandığına ne karışır?” Bunu çirkin kapitalist bakış açısına sahip herkes doğru bulacaktır. Ama hakkaniyet bakış açısıyla, insan olarak baktığımızda olayın öyle olmadığını, olmaması gerektiğini gayet iyi anlayabiliriz.

Sadece bu da değil. İçerikçi deyince sadece şirketlerin internet sitesine yazı yazanları anlamayın. Mesela kendi internet sitesine haber yapanlar da var. Bunlar salt gazetecilikle hayatını kazanan insanlarsa sitelerine aldıkları reklamlarla geçiniyor. Eğer şirketler kendi ürünlerini anlatacak basının varolmasını istiyorsa bir şekilde reklamlarla bu yayınları beslemekle mükellefler. Peki, bir şirket 100 lira reklam verdiğinde ne oluyor? Bu parayı reklam satış ajansına veriyor. Reklam satış ajansı allem ediyor, kallem ediyor ve içerikçiye sadece 15 – 20 lira gibi komik bir rakam veriyor. Aradaki fark onun yaptığı büyük ve önemli işler (!) için aldığı komisyonlar oluyor. Hatta bu aracı kurumlar şuursuzluğu bir üst seviyeye taşıyıp risturn adı verilen bir nevi haraç istiyorlar bu kendi yağıyla kavrulmaya çalışan basın organlarından...

E alan memnun satan memnun bana ne oluyor değil mi? Değil işte. Diyelim ki siz 10 liralık bir iş yapacaksınız ve bunun için bir sömürgen üstünden teklif veriyorsunuz. Sömürgen bunu 50 lira etiketle firmalara sunduğunda firmalar yok artık o nasıl bir para bu iş için diyerek sizden bu hizmeti almıyor. Böylece içerikçi sömürgen “sayesinde” yapması muhtemel bir işten oluyor. Sömürgenin kaybı yok, o bir sonraki sömüreceği adama kanalize oluyor.

Çok mu gittim bazı kişilerin üstüne? Bunları bizzat yaşayan insan olarak söyleyebilirim ki az bile gittim.

Ancak suçun büyük bir bölümünü de şirket çalışanlarına altın yaldızlı bir kutuda sunmak istiyorum: Bu insanlar biraz kendilerini yorup doğru kurum ve kişilere ulaşmak yerine yanlarından ayrılmayan sömürgenlere teslim oluyorlar. Bildiğiniz tembellik ediyorlar, bir başka deyişle işlerini adam gibi yapmıyorlar. Bu yüzden biz içerikçiler zarar görüyor diyorsak da en büyük zararı şirketler görüyor aslında. Bir ürüne 20 lira vermek dururken 50 lira veriyor.

Ben bir patron olsam, bir hizmeti üretemeyen bir aracıdan bunu satın alan satın almacımı 40 kez sorgulardım. Beni karara sokan bu yapıdaki insanları azarlamak ya da işten atmakla kalmaz biraz da hırpalardım muhtemelen. Belki de bu yüzden patron olamıyorum ben.

Olayı şu benzeştirmeyle kapatalım: Eğer koyun besiciliği gibi bir şey yapacaksanız ve uzun soluklu olmak istiyorsanız koyunun budu ve derisini satarak başlamayın işe. Ne bileyim yününü kırkın, sütünü sağın. Ama bugün derisini yüzeyim yarın sütünü sağarım yaklaşımı yanlış gibi geliyor bana.

Bu kurduğunuz sönürü sistemiyle çok yakın bir zaman içinde bir tane bile içerikçi bulamayabilirsiniz.

Kimse o kadar koyun değil...

 Anasayfa'ya Dön

YORUM YAZIN

Max. 255 karakter girebilirsiniz

Yorumunuz Alınıyor

Boş Yorum Gönderemezsiniz

YORUMLAR

Hiç Yorum Yok

BENZER HABERLER