Vamos Öncü!

Ahmet Terzioğlu
Ahmet Terzioğlu
  Eyl.06, 2022, 11:03
Öncü Doğu Gürsoy’a…

Öncü Doğu Gürsoy’a…

Güney Amerikalılar reklam dünyasının gerçek yıldızları… Kim ne derse desin hikâye anlatmayı merkezine alan bir meslek olan reklamcılıkta, büyülü gerçekçiliği edebiyat tarihine hediye eden bir toplumun öne çıkması bizi şaşırtmamalı. Tutkuları, cesaretleri, yaratıcılıkları, çılgınlıkları… Hepsi tamam ama onlarla ilgili asıl sevdiğim (ve bence yaratıcılıklarının da beslenmesini sağlayan) şey, kendi aralarındaki kenetlenmişlik hâli. Birbirlerinin işlerini eleştiriyor, daha iyi olması için paslaşıyor, başarısızlıklardan birlikte ders çıkarıyor ve başarılarını tüm içtenlikleriyle kendilerine has coşku dolu nidalarla destekliyorlar. LinkedIn’de tanık olanlarınız vardır. Reklam festivallerinin sonuçları açıklanınca, biri iş değiştirince, terfi edince ya da bir proje yayına alınca LinkedIn’de aniden bir coşku seli başlıyor. Ödül duyurusu, iş değişimi, terfi, proje artık her ne paylaşılıyorsa paylaşılsın yorumları “Vamos”larla dolup taşıyor (Elbette araya başka çılgın sözler de karışıyor ama en çok gördüğümüz bu).

Pozitif Kıskançlık

Vamos, İspanyolca’da “gidelim” demek. Ancak bu tarz tebrik/takdir anlarında “hadi” anlamında da kullanılıyor. Bense şöyle bir çeviri/yorum ile ilerliyorum: Neresinden bakarsanız bakın birbirlerine “oturmaya mı geldik” diyerek çalışma süreçlerinde daha iyiyi, daha güzel şeyler yapmayı, hep birlikte koşmayı hedefliyorlar; başarı anlarında da birbirlerini başarı kendilerine ait olsun olmasın coşkuyla kutlamaya çağırıyorlar. Çok ama çok kıymetli bir şey bu. Baştan sona karşılıklı bir destekleme, kutlama süreci bu. Muhakkak eleştiriyorlar da birbirlerini. Olması gereken de bu zaten: Karşılıklı beslenmek, yorumlaşmak, övmek ve yermek ama daima daha iyi olmak için “pozitif kıskançlık” üretmek.

Bunu başarıyorlar. İşleri zaten tüm bu etkileşim sürecini gerek sonuçlarıyla gerek kaliteleriyle ortaya koyuyor; ancak onlarla temasta olduğunuzda da görüyorsunuz ki farklı gözlere, yapıcı ya da yıkıcı yorumlara ihtiyacımız var. En önemlisi, güzel işler yaptıkça birbirimizi daha iyiye götürecek “pozitif kıskançlığa” ihtiyacımız var. Güney Amerikalılar bundan besleniyor. Nedir peki pozitif kıskançlık? Karşılıklı etkileşim hâlinde kalarak iyiye iyi, kötüye kötü demek. Fikir aşamasından ödül töreninde alkışlamaya kadar uzanan bir süreç bu. Pozitif kıskançlık takdirle rekabetin, iş birliği ile daha iyi olmaya çalışmanın hoş bir harmanı. Ödül törenlerimizde ödül alanlar sahneye çıkarken yaşanan sessizliğin tam aksi… Hatta fikir aşamasında aynı yerde çalışmadan paslaşabilmenin ta kendisi. Kaçımız bunu başarabiliyoruz? Tebriğin ve rekabetin en içten hâline ihtiyacımız var. En son ne zaman ajansınız dışından biriyle herhangi bir projeniz hakkında konuştunuz? En son ne zaman başka birinin zaferini doyasıya alkışladınız? Bu sorular kafanızda dönsün...

Belki de iyiden daha iyiye, daha iyiden mükemmele, mükemmelden dünyaya yol göstermeye giden yol buradan geçiyordur: konuşmaktan ve takdir etmekten– özetle; pozitif kıskançlıktan. Konuşmamak, kötüye kötü, iyiye iyi dememek belki de en büyük rakibimizdir. Şöyle özetleyeyim; sürdürülebilir şekilde iyi ve tarz sahibi bir yaratıcılığın inşa edilmesinin önündeki en büyük engel bence sadece ve maalesef “rakip” olmamız. 

Birbirimizle işimiz üstüne konuşmaya daha fazla ihtiyacımız var. Öncü ile hep bu konuda birbirimize söz verdik; ancak çok çok az bunu başarabildik. Umarım herkes birbirine daha fazla zaman ayırır. Çünkü hem bireysel hem de iş anlamında kendimizi aşmak için başka bir yol yok.


Çınar’ın Hikayesi

15 Ağustos’ta Öncü Doğu Gürsoy aramızdan ayrıldı.

Kişisel deneyimlerin ötesinde ekibiyle birlikte gerçekleştirdiği bir projeden söz etmek istiyorum bu noktada. Biliyorum ki o da böyle isterdi. Birini anmanın ve hatırlamanın en içten yolunun onun anlattığı hikâyelere göz atmak olduğunu düşünüyorum. Zaten Portfolio Stalker’ın da ilk günden beri amacı bu…

2018 yılında Philips için hazırlanan Kalbinin Resmi kampanyası, Türkiye’de her yıl 13-15 bin çocuğun doğuştan kalp hastalığıyla dünyaya geldiğine ve erken teşhisin kalp hastalıkları için ne kadar büyük önem taşıdığına dikkat çeken bir kampanya.

Kalbini büyük bir hayvanat bahçesine benzeten Çınar, kampanyanın esin kaynağı. Gerçekten de kalbinin olağan dışı ritmini duyan Çınar, o sesi kalabalık ve renkli bir hayvanat bahçesine benzetiyor. Öncü ve ekibi de bu betimlemeyi gerçeğe dönüştürüyor. Çınar’ın kalbi, Çınar’ın gözünden güzel bir illüstrasyonla çiziliyor. Sonrasında bu çizim bir bir animasyon film hâline geliyor. 

Kalbin olağan dışı sesine kulak verildiğinde koskoca bir hikâye karşımızda beliriyor. Erken tanı ve teşhis gibi ciddi bir konu, insanı ansızın mutsuz edebilecekken umut dolu bir pencere açıyor. 

Çınar’ın kalbi hızla koşan bir at, dans eden bir fil, balıklar, maymunlar, kuşlar ve hatta zürafalardan meydana gelince ürün tanıtmaktan hikâye anlatmaya geçiyoruz. Gerçeği yakalayınca hikâye anlatmak zorunda kalmıyoruz. 

Hikâye anlatmak yerine hikâye yapmayı seçen bu kampanyayı seviyorum. Yayına girdiğinde de sevmiştim. Çınar’ı dinlemek hem bu işi yaratan ekip hem de bu reklamı izleyen tüketiciler için samimi bir deneyimdi baştan sona. Bunu işin kendisini izlediğinizde rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bazen sözü Çınar’lara bırakmak, hayatın ta kendisini hikâyemiz hâline getirmek büyük önem taşıyor. Hikâyeler yapmak benim için hikâyeler anlatmaktan bu yüzden her zaman daha güçlü ve anlamlı oldu. Çünkü hikâyeler yaparken harcınız gerçek oluyor ve gerçek, her şeyden daha güçlü.

***

Eminim ki ekibiyle birlikte Çınar’ın kalbine kulak veren Öncü’nün kalbine biz kulak versek; hikâyelere olan sevgisini anlayacak kadar net biçimde kelimelerin sesini, kameranın ışıkla yazma gücünü, gerçeğe ve tarihe karşı duyulan saygıyı, Tolkien’in bilgeliğini ve en önemlisi iyiliğin sesini duyardık. 

Bundan sonra birbirimizi dinleyebilmemiz ümidiyle.

 Anasayfa'ya Dön

YORUM YAZIN

Max. 255 karakter girebilirsiniz

Yorumunuz Alınıyor

Boş Yorum Gönderemezsiniz

YORUMLAR

Hiç Yorum Yok

BENZER HABERLER